Türkiye Cumhuriyeti

Türkiye, resmi adıyla Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğunun yerine kurulmuş, kuzey yarımkürede, avrupa ve asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir yarımadadır. Ülke topraklarının büyük bir bölümü Anadolu Yarımadasında, kalanı ise balkan Yarımadası’nın uzantısı olan Trakya’da bulunur. Ülkenin üç yanı akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve ege denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan Nahçıvan Özerk Bölgesi ile, iran, Irak ve Suriye’dirtürkiye

Bilimadamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyancadan geldiğini kabul ederler. Prof. Dr. İlber Ortaylı bir makalesinde Cenovalı ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, ülkemizi 'Turchia' ve 'Turmenia' olarak tanımladıklarını belirtir. Prof. Dr. Abdulhaluk Çay ise 'Turchia' tanımını çok daha gerilere götürür ve 'Turchia' tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der:

Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga nehrinden Orta Avrupa'ya kadar uzanan saha için kullanılmıştır.  Bu kullanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kaanlığı için Doğu Türkiye'si, Arpad hanedanının kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiye'si şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Burada önemli olan husus Batılıların, 'Turchia' halkına hiçbir zaman 'Türkiyeli' demeyip, 'Türk' (Turk) demeleridir.

Asya ve Avrupa'ya yayılmış toprakları, üç yandan denizlerle çevrilmiştir. Avrupa'daki toprakları «Trakya», Asya'daki toprakları da «Anadolu», ya da «Küçük Asya» diye anılır. Türkiye'nin Avrupa'daki topraklarının yüzölçümü: 23.623 km2, Asya'daki topraklarının yüzölçümü de 757.000 km2'dir. Bütün Türkiye'nin yüzölçümü 780 623 km2'dir.Türkiye kuzeyde Karadeniz, kuzeydoğuda Rusya, doğuda Iran, güneydoğuda Irak, güneyde Suriye ve Akdeniz, batıda Ege Denizi, kuzeybatıda Yunanistan'la sınırlanmıştır. Rusya ile olan sınırımızın uzunluğu 590 km., İran'la olan sınırımızın uzunluğu 470 km.'dir. Irak sınırımızın uzunluğu 378, Suriye sınırımızınki de 789 km.dir.

Türkiye Coğrafyası

Türkiye'nin bugün işgal ettiği topraklar bundan bir buçuk milyar yıl önce teşekkül etmişse de, memleketimiz bugünkü görünüşünü ancak bundan 15-20 milyon yıl önce, yani Üçüncü Zamanın sonunda almıştır. Bu devredeki jeolojik yer hareketleri sonunda dağlar ve ovalar bugünkü şekillerini aldığı gibi, denizler de derinleşti; Ege Denizi'nin bulunduğu topraklar çökerek deniz haline geldi.Türkiye dağlık bir ülkedir. Dağların en çok bulunduğu kesimler Kuzey ve Güney Anadolu ile Doğu Anadolu'dur.

Kuzey ve Güney Anadolu dağlarının birbirine yaklaştığı doğu kesim ise, Türkiye'nin en sarp ve yüksek dağlarının bulunduğu bölgesidir.Kuzey Anadolu dağları denize paralel olarak uzanan arka arkaya birkaç dağ sırasından meydana gelmiştir. Bu dağ sıraları çukur alanlarla biribirinden ayrılmıştır. Kuzey Anadolu dağlarının kıyı kesimini kaplayan dağlara «Kıyı Dağları» denir. Bu dağlar bulundukları yerlere göre çeşitli isimlerle anılırlar. Kuzey Anadolu dağ zincirinde bulunan kıyı dağlarının başlıcaları Rize dağları, Trabzon dağları, Zigana dağları, Canik dağları, Isfendiyar dağlarıdır. Kıyı dağlarının en yüksek yeri Rize dağlarındaki Kaçkar tepesi (3.937 metre)'dir. Biraz daha batıdaki Verçenik tepesinin yüksekliği de 2.700 metreyi geçer. Dağlar batıya gidildikçe yüksekliğini kaybeder.Kıyı Dağları'nın arkasından İç Sıradağlar uzanır. Bu dağların en yükseği olan Mescit dağı, doğudadır, yüksekliği 3.250 metredir. İç sıradağlar doğuda iki, batıda üç sıra halinde uzanır.

Batı kesimindeki Ilgaz dağının yüksekliği 2.565 metre, Köroğlu dağlarının en yüksek yeri de 2.378 metredir.Karadeniz Bölgesinin Türkiye'nin en dağlık kesimlerinden biri olduğu için ovalar pek azdır. Başlıca iki ova Kızılırmak ve Yeşilırmak ağızlarındaki Çarşamba ve Bafra ovaları ile, iç kesimlerdeki Bolu, Tosya ve Merzifon ovalarıdır.Türkiye'nin güney kesimi Toros dağlarıyla kaplıdır. Toros dağları, Antalya körfezinin batısından başlayarak doğuda Hakkari’ye kadar uzanır. Çok geniş bir alana yayılmış olan Toros dağları üç bölümdür: 1) Batı Toroslar, 2) Orta Toroslar ve 3) Güneydoğu Toroslar.Doğu Anadolu dağları, kuzey ve güney Anadolu dağlarının birbirine yaklaşmasıyla meydana gelir. Türkiye'nin en yüksek bölgesini teşkil eden Doğu Anadolu'da yüzey şekilleri pek çeşitlidir. Türkiye'nin en yüksek dağları bu kesimde bulunur: Ağrı 5.165 metre), Süphan (4.434 metre).İç Anadolu daha çok düzlüklerle kaplıdır. Konya ovası, Obruk yaylası, Cihanbeyli yaylası bu düzlüklerin en önemlilerindendir.

Bununla beraber İç Anadolu'da da yüksekliği 4.000 metreye yaklaşan dağlar vardır. Bu kesimin en yüksek dağları güneydoğuda bulunur. Erciyes dağı (3.916 metre), Haşan dağı (3.258 metre), Melendiz dağı (2.953 metre), bu dağların en yüksekleridir. İç Anadolu dağlarının batısında, Ege Bölgesi ile İç Anadolu arasında iç batı Anadolu eşiği vardır. Buradaki başlıca yükseltiler Murat dağı (2.312 metre), Uludağ (2.543 metre) ve Eğri göz dağıdır.Ege Bölgesinde yükseklikler ve çukur alanlar kuzeyden güneye doğru art arda sıralanır. Bu kesimdeki başlıca dağlar Kozak (1.344 metre), Bozdağ (2.157 metre) ve Aydın dağlarıdır. Nehirler boyunca verimli ovalara rastlanır. Bunların en önemlileri Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Bakırçay ovalarıdır.Marmara Bölgesinin yüzey şekillerinde Ege Bölgesinin özelliklerine rastlanır. Bu kesimdeki en yüksek dağlar Uludağ, Kazdağı ve Mahya tepesidir. Marmara Bölgesinin Trakya kesimindeki başlıca yükseltiler Istırancalar'dır. Bu bölgenin en önemli ovaları Manyas, Adapazarı, Bursa, Karacabey ovalarıdır.

Türkiye'de Akarsular: Türkiye içinde doğup da yine Türkiye'den denize dökülen başlıca akarsularımız Kızılırmak (1.151 km.), Sakarya (790 km.) Seyhan (516 km.), Ceyhan (476 km.), Yeşilırmak (416 km.), Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Susurlu nehirleridir.Türkiye'den doğup da yurt dışına çıkan nehirlerimiz Fırat, Dicle ve Aras'tır. Fırat 953 km.'den sonra Türkiye'den çıkarak Suriye'ye, Dicle de 452 km.'den sonra Irak'a, Araş ise 435 km.'den sonra Rus topraklarına girer.Yabancı topraklarda doğup da Türkiye’ye giren nehirlerimiz ise iki tanedir: Meriç ve Asi. Meriç nehri Bulgaristan'da doğar. Arda, Tunca ve Ergene kollarını aldıktan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında hudut çizer ve Ege Denizine dökülür. Güneydoğudaki Asi nehri ise Suriye'de doğduktan sonra Hatay'a girer ve İskenderun yakınlarında denize dökülür. Türkiye Akarsuları 26 bölgeye ayrılmıştır. En büyük akarsu havzası Fırat (125. 566 km.2), en küçük akarsu havzası ise Burdur Göller Havzası'dır. (6.374 km.2). Ekonomik bakımdan son derece büyük önemi olan akarsularımız üzerinde devamlı çalışmalar yapılır. Çalışmaların amacı en geniş sulama imkanlarının sağlanması ve su enerjisinden faydalanmaktır.

Akarsularımız hakkında en doğru bilgileri almak için özel rasat istasyonları kurulmuştur. Bugün 500'den fazla rasat istasyonu vardır. Akarsularla ilgili her türlü çalışmaları Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü yapar.DSI'nin en önemli görevi suların akışını kontrol altına alarak taşmaları önlemek, barajlar yapmak, ayrıca artezyen kuyuları v da açarak yeraltı su zenginliklerinden faydalanmaktır. DSİ her yıl yüzlerce kuyu aç- i maktadır. Yapılan hesaplara göre 1975 yılında bütün köyler suya kavuşmuş olacak- j tır. VGöller: Türkiye'de ilk dikkati çeken Güneybatı Anadolu Göller Bölgesi'dir. Bunun dışında Marmara, Ege ve Karadeniz Bölgelerinde de göler vardır. Göller Bölgesi’nde başlıca 5 göl vardır. Bunlar: Beyşehir (651 km.2), Eğridir (517 km2), Acıgöl (157 km.2), Suğla (125 km.2) ve Burdur (125 km.2) gölleridir. Bu bölgede daha birçok küçük göl vardır.Doğu Anadolu Göller Bölgesi'ndeki göllerin hemen hepsi pek küçük göllerdir. Buna karşılık Türkiye'nin en büyük gölü olan Van gölü (3.764 km.2) de bu bölgede bulunur. Buradaki göller Nemrut, Nazik, Haçlı, Balık gölleridir. Yine Doğu Anadolu'da bulunan Çıldır ve Gölcük (Hazar gölü) bu bölgenin dışında kalır.Marmara Bölgesi’nde başlıca üç göl vardır:

İznik (308 km.2), Manyas (178 km.2), Ulubat (Apolyont) gölü (156 km.2). Bunlardan başka Büyükçekmece, Küçükçekmece, Sapanca gölleri gibi küçük birkaç göl daha vardır.Ege Bölgesi'ndeki göllerin başlıcaları: Bafa (65 km.2) ve Marmara (44 km.2) gölleridir. Karadeniz Bölgesi’nde önemli göl olarak sadece Abant sayılabilir ki, bu da sadece turistik bakımdan önemlidir.İç Anadolu Bölgesi'ndeki en önemli göl, Tuz gölüdür. Van gölünden sonra Türkiye’nin en büyük gölü olan Tuz gölü (1.620 km.2)'nün suları yazın son derece azalır.Türkiye'de yüzölçümü 10 km.2'yi geçen 45 göl vardır. Bunlardan 15'i 100 km.2 veya daha büyüktür. Sahiller: Uç taraftan denizlerle kuşatılmış olan Türkiye'nin sahillerinin uzunluğu 7.000 km.'yi geçer. En uzun sahilimiz Ege Denizi sahilimiz (2.250 km.), İkincisi Akdeniz sahilimiz (1.700 km.), üçüncüsü de Karadeniz sahilimiz (1.550 km.)'dir.

Marmara'ya olan kıyılarımızın uzunluğu da Boğazlarla beraber 1.100 km.'yi bulur.Ege Denizi'ne olan kıyılarımız diğer denizlere olan kıyılarımıza göre çok fazla girintili çıkıntılıdır. Bu yüzden de Ege'deki kıyılarımızın uzunluğu diğer kıyılarımızdan fazladır. Bunun bir sonucu olarak kıyılarımız arasında en fazla körfez ve burunların bulunduğu yer de Ege kıyılarıdır. Buradaki körfezlerin en önemlileri İzmir, Edremit, Datça, Kuşadası, Kerme, Mandalya, Marmaris körfezleridir. Yine bu kıyılarımızdaki başlıca yarımadalar da İzmir, Urla, Bodrum ve Datça yarımadalarıdır. Ege Denizimdeki başlıca adalarımız İmroz ve Bozcaada’dır. Bunlar Türkiye'nin en büyük adalarıdır. Ege sahillerimizde küçük küçük daha birçok adamız vardır.Karadeniz sahillerimiz genel olarak düzdür. Bu kesimde sahil, ortada kuzeye doğru büyükçe bir çıkıntı yapar.

Başlıca burunlar Bafra burnu, İnce burun, Baba burnu, Yeros burnu ve Çaltı burnudur. Karadeniz sahillerimizin açığında sadece Kefken adası vardır. Bu ada Sakarya ili sahillerinin karşısına düşer.Akdeniz sahillerimiz, Karadeniz'e göre biraz daha girintili çıkıntılıdır. Bu kesimde İskenderun, Mersin ve Antalya gibi çok büyük körfezler vardır. Akdeniz sahillerimizde bize ait meskun ada yoktur.Marmara Denizi sahillerimizin kuzeyi oldukça düz, güneyi oldukça girintili, çıkıntılıdır. Doğuda İzmir ve Gemlik körfezleri, güneyde Bandırma ve Erdek körfezleri vardır. Boğazlar, Marmara'yı Karadeniz ve Ege Denizi'ne bağlar. Marmara'da İrili, ufaklı birtakım adalar da vardır. Bunların en büyüğü Kapıdağ yarımadasının açıklarında bulunan Marmara adasıdır. Bu ada Marmara adaları diye anılan bir adalar grubunun içindedir.

Marmara adalarında, Marmara'dan başka Avşa, Ekinlik, Paşalimanı gibi başka adalar da vardır. Marmara sahillerimizdeki başka önemli adalar şüphesiz İstanbul'un Adalar ilçesini meydana getiren Kınalı, Burgaz, Heybeli ve Büyükada’dır. Ayrıca yine İstanbul açıklarında Yassıada ve Sivri ada (Hayırsız ada) He, Mudanya sahilleri hizasında ve Bozburun açıklarında İmralı adası vardır.İklim: Türkiye'nin çeşitli bölgeleri iklim bakımından çeşitli özellikler gösterir. Yurdumuzun bazı yerleri pek az yağış aldığı halde (İç Anadolu Bölgesi), Karadeniz Bölgesi (Bilhassa Rize ve dolayları) gibi çok fazla yağış alan yerler de vardır. Rize'de yıllık yağış 2.400 mm.'yi bulurken Doğu Anadolu'daki Iğdır ovasının yılda aldığı yağış miktarı ancak 240 mm.'dir. İç Anadolu'ya İse yılda 400 mm. civarında yağış düşer. Kar yağışı da, yağmur gibidir.

Yurdun çeşitli yerlerine düşen kar miktarı büyük değişiklikler gösterir. İzmir ve Antalya gibi şehirlerimizdeki kar yağışı yok denecek kadar azdır. Son 30 yıllık ortalamaya göre İzmir'de kar, yerde ancak 6 saat kalmaktadır. Antalya'da da karın yerde kaldığı günler yılda bir günü geçmez. Buna karşılık bu oran Marmara Bölgesi'nde yılda 10-15 günü bulur. Karadeniz kıyılarında da bu oran aynıdır. Sahillerden uzaklaşıp da içlere doğru gidildikçe karın yerde kalma süresi artar. Kayseri'de yılda 40, Sivas'ta yılda 65 gün karlı geçer ve nihayet bu rakam Erzurum'da yılda 116 günü bulur. Doğu Anadolu kışları çok karlıdır.Yağış ve karda olduğu gibi sıcaklık dereceleri de bütün yurtta büyük değişiklikler gösterir. Yıllık ortalama sıcaklığı 20°'yi geçen yerlerimiz olduğu gibi (İskenderun), yıllık ortalama sıcaklığın 4° olduğu yerlerimiz de vardır (Kars). Diğer bölgelerimizdeki sıcaklık ortalamaları bu iki rakam arasında değişir. Sıcak ve soğuk günler kıyılarla iç kesimler arasında büyük farklar gösterir. Kıyılarımız genellikle ılık iklimli olduğu halde, iç kesimlerimizde sert bir kara iklimi hüküm sürer. Buralarda gündüz ve geceler arasındaki sıcaklık farkları da büyük olur.

Türkiye genel olarak üç iklim tipinin etkisi altındadır: Akdeniz iklimi, orta iklim ve bozkır iklimi.Akdeniz iklimi, batı ve güney sahil çevrelerimizde hüküm sürer. Buralarda yazlar sıcak, kışlar ılıktır. Her mevsimi yağışlı geçen orta iklim, Karadeniz kıyılarında görülür. Buralarda kurak ay yok gibidir. İç Anadolu ile Trakya'nın İç kısımlarında, doğu Anadolu'da bozkır iklimi hüküm sürer.Bitki örtüsü: Türkiye'nin tabii bitki örtüsünü makiler, bozkırlar, çayırlar ve ormanlar teşkil eder. Makiler kuraklık şartlarına uymuş, sert yapraklı, her mevsimde yeşilliklerini koruyan bitkilerdir. Meşe, koca yemişi, defne, yabani zeytin, keçiboynuzu gibi ağaçları bu arada sayabiliriz.İç Anadolu'nun önemli bir kısmını kaplayan bozkırlarda ancak «yavşanotu» denen otlar, dağlık bölgelerde de «geven» denen dikenli bitkiler görülür. İç Anadolu'dan başka Trakya ve Doğu Anadolu'da da bozkır alanları vardır.Çayırlar yaz sonuna kadar yeşilliklerini sürdüren geniş alanlardır. Bunlara en çok Doğu Anadolu yaylalarında rastlanır.Memleketimizin en büyük tabii zenginliğini ve en önemli bitki örtüsünü teşkil etmesi gereken ormanlar, topraklarımızın ancak % 13,5'unu kaplar.

En sık ormanlara bol yağış alan Karadeniz, ondan sonra da Marmara ve Ege Bölgelerinde rastlanır. Türkiye orman bakımından altı bölgeye ayrılır: 1) Karadeniz, 2) Marmara, 3) Ege,4) Akdeniz, 5) Doğu Anadolu ve 6) Orta Anadolu.Karadeniz ormanları sahilden başlayarak 2.000 metre yükseklere kadar uzanır. Bu bölgedeki ormanların % 33'ü baltalık, % 67'si koruluktur. En çok rastlanan ağaçlar ladin, köknar, çam, kayın, meşe, gürgen, dişbudak, ıhlamur vs. dir. Karadeniz Bölgesi ormanlı kıyı ve kıyı ardı ormanları olmak üzere ikiye ayrılır. Marmara ormanlarında en çok karaağaç, meşe, kestane, gürgen, kayın yetişir. Bu bölgedeki dağların yüksek yerlerinde Karadeniz bölgesindekine benzeyen ormanlara rastlanır. Marmara ormanlarının % 44'ü baltalık, % 56sı koruluktur. Ege Bölgesi ormanlarında en çok meşe, bir miktar da kayın ve atkestanesine rastlanır. Bu ormanların % 31'i baltalık, % 69'u koruluktur. Akdeniz ormanları da, Karadeniz ormanları gibi «kıyı» ve «kıyı ardı» ormanları olmak üzere ikiye ayrılır. Buradaki ormanlarda en çok köknar, çam, sedir, ardıç bulunur. Ormanların % 23'ü baltalık, % 67'si korudur.

Türkiye'de sanat:Eski Türk sanatı ele alınırken ilk akla gelen mimarlık ve müziktir. Türk mimarlığının geçmişi, Türkler'in Orta Asya'da yaşadığı devreye kadar uzanır. Türkler, daha tarihlerinin başlangıcından itibaren önemli mimarlık eserleri meydana getirmişlerdir. Bugün bilinen ilk Türk mimarlık eserleri, Uygurlar'a ait bir saray harabesiyle yine Uygurlar'a ait ilk türbe sayabileceğimiz kubbeli mezarlardır, Uygurlar, bunlardan başka tapınaklar da yapmıştı. Bugün, bu tapınakların kalıntıları da bulunmuştur.Türkler'in Müslümanlığı kabul ettikten sonra verdiği ilk mimarlık eserleri 9. yüzyıla rastlar. Ancak bu ilk döneme ait en önemli eserler 10-12. yüzyıllar arasında yaşayan Gazneliler zamanına aittir. Diğer taraftan Selçuklular 11. yüzyıldan itibaren Türk - İslam sanatına büyük yenilikler getirdiler.

Yaptıkları medreseler, kümbetler hiç bir yabancı tesir altında kalmadan yapılan eserlerdir. Malazgirt savaşından sonra bütün Anadolu'yu fethederek burayı Türkler'in ikinci anavatanı haline getiren Selçuklular, Anadolu'nun çeşitli merkezlerinde bugüne kadar yaşayan mimarlık eserleri bırakarak, Türk mimarlığının bu dönemini ölümsüz hale getirmişlerdir. Anadolu'daki Selçuklu mimarlık eserlerinden günümüze kalanların başlıcalarını Sivas, Erzurum, Kayseri, Ankara, Niğde gibi şehirlerimizde görmek mümkündür. Bu mimarlık eserleri arasında, cami, kervansaray, medrese, türbe, saray, köprü ve hastaneler sayılabilir. Selçuklular, mimarlıklarının yanı sıra taş işlemeciliği ve ağaç oyma işlerinde de ileriydiler.Türk mimarlığı en muhteşem çağına Osmanlı İmparatorluğu zamanında erişmiştir.

Mimarlık, diğer sanat kollarında olduğu gibi İmparatorluğun gelişmesine paralel olarak büyük bir gelişme göstermiş, İstanbul’da Süleymaniye ve Sultanahmet, Edirne'de Selimiye gibi camilerle en üstün dönemine ulaşmıştır. Türk mimarlığı sadece Türkiye sınırları içinde de kalmamış, Süleymanİye'yi yapan Mimar Sinan'ın talebelerinden biri olan Mehmet İsa Efendi’nin Hindistan’da, Agra şehrinde yaptığı Taç Mahal, sadece Türk mimarlığının değil, dünya mimarlığının tek eşsiz eseri olarak tarihe geçmiştir.Türk Musikisi: Tek sesli musikinin dünyadaki tek mükemmel örneği olan Türk musikisi de bilhassa Türkler'in en üstün medeniyet seviyesine çıktıkları Osmanlı İmparatorluğu devrinde erişilmez bir seviyeye yükselmiş, İmparatorluğun gerilemeye başlamasıyla beraber musikide de bir yetersizlik görülmeye başlanmıştır.

Türk bestecilerinin yaptıkları eşsiz eserler Batı musiki dünyasında dahi etkilerini göstermiş, Mozart gibi bazı dev Batı bestecileri Türk melodilerini kullanarak eserler yapmıştır. 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren Türk musikisini çok sesliye çevirmek için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Türk halk musikisi birçoklarının sandığı gibi klasik Türk musikisinden ayrı bir dal değildir. Halk musikisinde kullanılan sesler ve makamlar tamamen klasik müziktekilerin aynıdır. Usuller de klasik musiki usulleridir. Farklı olan sadece üsluptur.Resim ve Heykel: Eski Türkler'de duvar resimleri ve minyatür çok gelişmişti. Uygurlar'ın bu alanda verdikleri çok önemli ve değerli örnekler vardır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında resim daha çok minyatür alanında kalmış, yalnız bazı padişahlar resimlerini yaptırmışlardır. İmparatorluğun son zamanlarında, tanzimattan itibaren memlekette Batı'ya bir yönelme olmuş, sanatkar gençler Avrupa'ya gönderilerek, Batı resmini incelemeleri sağlanmıştır. Daha sonra 1883'te «Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi (Güzel Sanatlar Akademisi)» kurulmuş, bugünün değerli ressam ve heykelcilerinin çoğu buradan yetişmiştir.

Heykelcilik, Müslümanlıktan önce Türkler arasında yaygın olduğu halde, Müslümanlıktan sonra ihmal edilmiştir. Ancak yine de, bilhassa Selçuklular zamanında büyük mimarlık eserlerine kabartmalar şeklinde insan ve hayvan şekilleri yapılmıştır. Heykelcilik de, resimde olduğu gibi ancak 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra gelişmeye başlamış, Sanayi-İ Nefise Mektebi'hin kurulmasından sonra da Batılı anlamda heykelcilerin yetişmesi sağlanmıştır.Tiyatro: Eskiden «temaşa» denilen ilk «seyir» oyunları Karagözden ibaretti. 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu içinde oynatılmaya başlayan Karagöz, 20. yüzyıla kadar büyük bir rağbetle devam etmiş, 20. yüzyılda ise «Ortaoyunu» nun gelişmesi, temaşa oyunlarına yeni bir çeşni getirmiştir. Ortaoyunu daha sonra yerini bugünkü tiyatroya bırakmak zorunda kalmıştır. Bugün Türk tiyatrosu gerek devlet himayesindeki, gerek özel teşebbüs elindeki kuruluşlarıyla Avrupa çapında bir başarı göstermektedir.Folklor: Edebiyat, musiki ve oyundan meydana gelen Türk folkloru, yüzyıllar boyunca çok renkli ve ilgi çekici sanat eserleri meydana getirmiştir.

Bugün Türk halk musikisi ve edebiyatını severek okuyup dinlediğimiz gibi, Türk halk oyunlarını da aynı zevkle seyretmekteyiz. Bilhassa 1950den sonra okullara da giren Türk folkloru, geniş şekilde gelişmek imkanı bulmuştur.Türkiye'de Dil ve Edebiyat:Türk dili Ural - Altay dil ailesinin, Ural koluna giren tek heceli ve çekimli bir dildir. Türk dili Altay devrinden bugüne kadar birçok dönemler geçirmiştir. Bütün bu dönemleri özet olarak Eski Türkçe (6-9. Yüzyıllar), Orta Türkçe (10-15. yüzyıllar) ve Yeni Türkçe (15-20. yüzyıllar) olarak üç bölümde toplamak mümkündür. Bugüne kadar gelen en eski Türkçe metinleri Orhon yazıtlarıdır. Bunlar 7 - 8. yüzyıllar arasındaki çağın Türkçesini aksettirir. Daha önceki devirlere ait Türkçe eserler olmakla beraber bunların edebi değeri olmadığı için önemli sayılmaz. Orhon yazıtları, Orhon alfabesi ile yazılmıştır. Orhon alfabesi 38 harften meydana gelen bir alfabedir. Daha sonraki yüzyıllarda (8 ve 9. yüzyıllar), Güney Orta Asya Türkleri arasında Uygur alfabesinin kullanıldığını görürüz. Orhon yazısı gibi, Uygur yazısı da sağdan sola yazılıyor ve alfabesi 18 harften meydana geliyordu.

Türkler, Müslümanlığı kabul ettikten sonra, Türkçe, Arapça ve Farsça'nın tesirinde kaldı. Din dilinin Arapça, sanat dilinin Farsça olmasının bu tesirde büyük rolü olmuştur. Bu iki özellik bakımından Arapça ve Farsça, Müslüman Türk aydınları arasında yayıldı. Türkçe'ye bu dillerden birçok kelime girdi, hatta Türk ilim adamları ve sanatkarları bile eserlerini Arapça ve Farsça yazmaya başladılar. İslam etkisinden meydana getirilen ilk Türk eseri Yusuf Has Hacib'in yazdığı «Kutadgu Bilig» tir. Bu eserlerde, Arapça kelimelerin dilimize girdiğini ve hece vezni yerine aruzun kullanıldığını görüyoruz. Kutadgu Bilig'den sonra Kaşgarlı Mahmut'un yazdığı «Divan-ü Lugat-it Türk» adlı eser Türk diline ve edebiyatına büyük hizmetlerde bulundu.Ancak dini ve İlmi etkiler yüzünden Türkçe'ye giren Arapça ve Farsça kelimeler gittikçe artıyordu. Selçuklular zamanında Türkçe yeniden canlanmaya, eski kuvvetine kavuşmaya başladı. 13. yüzyıldan sonra Selçuklu devletinin çökmesi üzerine Anadolu'daki Türk beylikleri Türkçe'yi resmi dil olarak kabul ettiler. Türkçe'yi resmi dil olarak ilan eden ilk beylikler arasında Karamanlılar'ı ve Osmanlılar'ı sayabiliriz.!

5. yüzyıl Osmanlı topluluğu içinde Aydınlı Visali, Edirneli Nazmi ve Tatavlalı Muharremi gibi Türk dili hususunda titizlikle çalışan edebiyatçılar yetişti. Çağatay bilgini Ali Şir Nevai de Türk dili konusunda ilim ve sanat çalışmaları yaptı.Osmanlı İmparatorluğunun yükselme ve genişleme devirlerinde olduğu kadar gerileme devirlerinde de edebiyat ve ilim diline Farsça ve Arapça hakim oldu. Ancak19. yüzyılda, Tanzimat'tan sonra Türkçe'ye aşırı derecede giren Arapça ve Farsça kelimelerin ayıklanması yolunda çalışmalar başladı. 20. yüzyılın İlk çeyreğinden itibaren de Türkçe, lüzumsuz Arapça ve Farsça kelimelerden kurtuldu. Bugün dilde çok kesin olarak öz Türkçe'ye doğru bir yöneliş vardır.Türkiye'de Edebiyat:Türk edebiyatının ilk örnekleri 7. ve 8. yüzyıllara ait olan Orhon yazıtlarıdır.

Ergenekon, Oğuz, Alpertunga gibi destanlar da Türk edebiyatının ilk mahsulleri arasındadır. Bununla beraber Türk edebiyatının bundan 900 yıl önce, 9. yüzyılda başladığı kabul edilir. Bu çağın en önemli eseri Karahanlılar (Hakaniye) devleti zamanında Yusuf Has Hacib'in yazdığı «Kutadgu Bilig (Saat Veren Bilgi»)'dir. Aynı devirde yazılan «Aybetü'i - Hakayık» ve «Atabetü'l Hakayık» adlı eserler de Türk edebiyatının ilk mahsulleri arasındadır. Bu son iki eserin yazarı Edib Ahmet'tir. Bu devre edebiyat dilinin Türkçesi, Hakaniye lehçesi diye anılır. Aynı lehçe 15. yüzyıldan sonra da Çağatayca adını alır. Hakaniye lehçesinde 15. yüzyıla kadar çeşitli edebi eserler verilmiştir. Bunların başında 14. yüzyılda yazılan «Muhabbetrıame» ve «Hüsrev ile Şirin» i sayabiliriz. Muhabbetname Herzeminin, Hüsrev ve Şirin de Kutb'undur.

15. yüzyılda da Hakaniye lehçesinin kullanıldığı Maveraünnehir, Harzem, Altın Ordu çevrelerinde yetişen şairler arasında Seyfi Serayi, Lutfi, Mir Haydar sayılabilir.Çağatay lehçesinde ise Ali Şir Nevai ve Babür Şah gibi dev sanatkarlar yetişmiştir. Bunlardan Ali Şir Nevai'nin en ünlü eseri «Muhakemetü'l - Lögateyn», Babür Şahın en ünlü eseri de «Babürname» adındaki seyahat ve otobiyografi kitabıdır.Bunlardan başka Oğuz lehçesi ve Azeri lehçesi (Doğu Oğuz Türkçesi), Horasanın büyük şehirleriyle, Tebriz ve Bağdat'ta yerleşmiş, «Dede Korkut Masalları» bu Türkçe'nin halk dilindeki şekli olarak doğmuştur. Çok geniş ölçüde bir gelişme görülen Azeri lehçesinde Türk edebiyatının en büyük şair ve sanatkarları yetişmiştir. 18. yüzyıla kadar yaşayan Azeri lehçesinde eser veren edebiyatçıların başlıcaları: Kadı Burhaneddin, Nesimi, Köroğlu, Aşık Kerem ve nihayet Fuzuli'dir.Türkiye'de Devlet ve Hükümet:Cumhuriyetle idare edilen Türkiye devletinin temeli 1961 Anayasasının prensiplerine dayanır. Türkiye'nin bir cumhuriyet olduğu ve memleketteki yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait olduğu yazılıdır.

Yasama yetkisini Türk milleti adına kullanan Türkiye Büyük Millet Meclisi (T.B.M.M.) Millet Meclisi ve Senatodan meydana gelir. Her iki meclisin üyeleri de genel oyla seçilir. Yalnız Senato'da 23 üye vardır ki bunlar Milli Birlik Komitesi üyeleridir. Siyasi partilere kaydolmamak şartıyla, seçilmeden, ömür boyu senatörlük ederler. Bir de Senato'nun Cumhurbaşkanlığı kontenjanından 15 üyesi seçilmeden meclise girer. Ancak bunların senatörlüğü ömür boyu değil, 6 yıl içindir.Millet Meclisi 415, Senato 188 üyeden kuruludur. Bunun 150'si seçimle gelir. 15'i Cumhurbaşkanı kontenjanından girer, geriye kalanını da eski M.B.K. üyeleri teşkil eder.Kanunları Millet Meclisi yapar. Millet Meclisi'nin yaptığı kanunlar Senato'da tekrar görüşülerek tasdik edilir. Senato, değişiklik yapmak isterse kanunu Millet Meclisi’ne iade eder. Konu Senato ve Meclis karma komisyonlarında görüşülür. Yapılacak değişikliğe göre kanun kabul edilir. Millet Meclisi değişikliği kabul etmez de tekrar aynı kanun üzerinde ısrar ederse o zaman Senato bunu kabul etmeye mecburdur.

Kanunlar Cumhurbaşkanı tarafından tasdik edilip Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer.Yürütme Yetkisi: Bütün kanunların yürütme yetkisi başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bakanlar kuruluna aittir. Bakanlar kurulu üyeleri, Cumhurbaşkanı tarafından seçilen başbakanın seçtiği bakanlardan meydana gelir. Başbakanın görevi hükümetin genel siyasetini yürütmek, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlamaktır. Bakanlar kurulu Meclis'ten güven oyu alamazsa düşer.İdare Teşkilatı: Bakanlar kurulunun sorumluluğu ve yetkisi altındaki hizmetler ve bunları yürüten daireler genel olarak«idare» diye anılır. Türkiye'de idare teşkilatı, merkezi ve mahalli idare esasına dayanır. Merkezi idareyi başbakanlık ve bakanlıklar meydana getirir.

Türkiye'de en eski mahalli idare köydür. Her köy, köy halkının seçtiği ihtiyar meclisi ile muhtar tarafından idare edilir. İl özel İdareleri o İl ile İlgili kamu hizmetlerini karşılar. Bütçesini il genel meclisi hazırlar. Belediyeler ise şehirlerin medeni ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş mahalli idarelerdir. Belediyelerin başlıca organları: Belediye başkanı, belediye meclisi ve belediye encümenidir.Yargı Yetkisi: Bu yetki hakimlere verilmiştir. Hakimler bağımsızdır, kanunlara ve vicdanlarına göre karar verirler. Hakimlerle ilgili her türlü işler Yüksek Hakimler Kurulu tarafından yürütülür. Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Davaların konusuna göre, ticaret, ceza, sulh vb. gibi çeşitli mahkemeler vardır. Taraflar dilerse mahkemenin verdiği bir kararı temyiz etmek üzere yargı taya baş vurabilir. Yargıtay, kararların son inceleme yeridir.

Üyeleri, Yüksek Hakimler Kurulu tarafından seçilir. Danıştay, fertle devlet arasındaki İdari uyuşmazlık davalarına bakar. Danıştay'ın. başkan ve üyelerini Anayasa Mahkemesi seçer. Anayasa Mahkemesi, T.B.M. M.'nin yaptığı kanunların Anayasaya uygun olup olmadığını kontrol eder.Bu saydıklarımızdan başka «askeri yargıtay teşkilat» ve Askeri Yargıtay da vardır.Tarih:Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli 1. Dünya Savaşı'nda yenilmemiz üzerine düşmanların yurdumuzu işgaline karşı başlayan Kurtuluş Savaşı ile atılmıştır. Cumhuriyet yolunda atılan ikinci önemli adım 23 nisan 1920'de toplanan ilk Büyük Millet Meclisi'nin açılması üzerine yine Ankara'da bir Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti kuruldu. Meclis ve hükümet başkanlıklarına Atatürk seçildi ve bütün Kurtuluş Savaşı'nı bu ilk meclis ve hükümet yürüttü. Çeşitli mütareke ve antlaşmaları bu hükümet yaptı. İşgal altında bulunan başkent İstanbul'da da bir hükümet vardı, fakat fiilen iş göremez haldeydi.

Son olarak Kurtuluş Savaşı'nın en önemli meydan muharebesi olan Başkumandanlık Meydan Muharabesi kazanılınca, Mudanya Mütarekesini de (11 ekim 1922), yine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti yaptı. Uç hafta sonra da 1 kasım 1922'de Saltanat resmen kaldırıldı. Böylece 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu fiilen son bulmuş oluyordu. Son padişah Mehmet Vahidettİn VI, 17 kasım 1922'de bir İngiliz harp gemisine binerek Türkiye'yi terk etti.Artık İstanbul hükümeti de çekilmiş, bütün yetkiyi fiilen Büyük Millet Meclisi Hükümeti üzerine almıştı. 24 temmuz 1923rte Lozan Barış Antlaşmasının imza edilmesi üzerine artık cumhuriyetin ilan edilmesi için hiçbir sebep kalmıyordu.Cumhuriyetin ilan edilmesi için önce bir başkent seçilmesi, sonra bir anayasa hazırlanması lazımdı. Millet Meclisi'ndeki çeşitli görüşmelerden sonra Ankara'nın başkent olmasına karar verildi. Anayasa hazırlıkları 28 ekim gecesi tamamlandı, 29 ekim 1923'te de cumhuriyet ilan edildi.

Cumhuriyetin ilanından hemen sonra cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi ve Mustafa Kemal cumhurbaşkanlığına seçildi.Saltanata son verilmiş, cumhuriyet İlan edilmişti, fakat Halifelik henüz devam ediyordu. Bu müessesenin de artık yıprandığı, faydasız hale geldiği gerekçesiyle Millet Meclisi'ne bir önerge verildi. 3 mart 1924'te Halifelik de kaldırıldı ve Halife ile beraber Osmanlı hanedanının bütün üyeleri yurt dışına çıkarıldı. Daha sonra 24 mayıs 1924'te yeni bir anayasa yapıldı.Cumhuriyetin ilanından sonra devlet mekanizmasının karşısına birçok meseleler çıkmıştı. Bunların başında din, eğitim, öğretim ve hukuk meseleleri geliyordu. Osmanlı İmparatorluğu zamanında din ve devlet işleri birbirine bağlıydı. Cumhuriyetin ilanından sonra Anayasaya uyularak laik bir.idare tarzı tatbik edildi.

Din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Öte yandan eski hukuk prensiplerinin de değiştirilmesi gerekiyordu. 17 şubat 1926'da Medeni Kanun kabul edildi ve 6 ay sonra da yürürlüğe girdi. Medeni Kanun yapılırken İsviçre hukuku esas alındı ve bu kanunu 26 hukuk bilgini hazırladı.Eğitim ve öğretim alanında da büyük devrimlerin yapılması gerekiyordu. 3 mart 1924'te çıkarılan «Tevhid-i Tedrisat Kanunu» yla medreseler kaldırıldı, öğretim laik esaslara dayandırıldı. Ondan sonra bir öğretim seferberliği açıldı. 9 ağustos 1928'de Latin harfleri kabul edilerek, Arap harflerinin kullanılmasına son verildi. Bu, eğitim alanında yapılan çok önemli bir devrimdi. Yine bu arada fes kullanılmasına yavaş yavaş son verildi. İlk defa Atatürk 1925'te şapka giydi. 1934'te çıkarılan «Kıyafet Kanunu» ile de bütün erkekler şapka giydi.

Bu arada tekkeler ve türbeler kapatıldı, şeyhlikler kaldırıldı.Bu kültürel çalışmaların yanı sıra ekonomik alanda da büyük hamleler yapıldı. Köylüyü kalkındırmak için 1925'te aşar denen vergi kaldırıldı. 1929'da tarım kredi kooperatifleri kuruldu, yerli sanayi teşvik edildi. Yeni yeni kara ve demiryollarının yapılmasına başlandı. Böylece bütün Türkiye tam bir kalkınma havasına girmiş oldu.Bu arada dış siyasetimiz de günden güne kuvvetleniyordu, çeşitli ülkelerle, çeşitli konularda antlaşmalar yapılıyordu. 1936'da Boğazlar üzerindeki kayıtsız şartsız Türk hakimiyeti tanındı (Montreux Antlaşması), 1939'da Hatay anavatana katıldı.Atatürk'ün ölümünden sonra çıkan 2. Dünya Savaşı'na Türkiye katılmadı, taraf sız kaldı. Fakat yaptığı bir üçlü antlaşma ile İngiltere ve Fransa'nın bulunduğu Müttefikler cephesini tutuyordu.

1941'de Almanya ile bir saldırmazlık paktı İmzalandı. Türkiye, 1944'e kadar savaşa girmemekle beraber savaşın sayısız sıkıntılarını çekti. Sonunda savaşın bitmesine kısa bir süre kala Almanya ve müttefiklerine karşı savaş ilan etti. Ama yine de fiilen savaşa | katılmadı.Savaşın bitmesinden sonra milletlerarası I çeşitli teşkilatların kurulması, dünya devletlerine daha fazla yaklaşmamız bizde de gerçek demokrasinin kurulmasını sağladı.1945'ten itibaren çeşitli siyasi partiler kurulmaya başlandı. 1950 seçimlerinde cumhuriyet kuruluşundan beri ilk defa Cumhuriyet Halk Partisi'nden başka bir parti, Demokrat Parti İktidara geçti. Bu parti 27 I Mayıs 1960 Inkılabı'na kadar iktidarda j kaldı. İnkılaptan sonra yapılan 1961 seçimlerinde hiç bir parti tam çoğunluğu kazanamadığından, 1965 seçimlerine kadar hükümet, koalisyon kabineleri kurmak suretiyle çalıştı. 1965 seçimlerinde İse Adalet Partisi mutlak çoğunluğu sağlayarak tek başına iktidara geldi.